Yalnızca ben içimdeki tüm bu karanlığı görüyorum, diye düşündü. Böyle dedikten sonra, tabi tüm bu konuşma içinden gerçekleşiyordu, yarım saattir oturduğu koltuktan kalkıp mutfağa gitti. Tezgahın üzerindeki büyük kasede, yıkanmak için bekleyen dolmalık biberler, plastik bir kapta kıymalı pirinçli dolma içi, üzerinde beyaz kuşların olduğu küçük porselen kasede de fıstıklı kuş lokumları duruyordu. Lokumları dün kahveye gelen hanımlardan biri getirmişti. Hanımı bu kase yanında yüz yıl dursa belki ancak yarısını yer, kalanını da kuruyup tatları bozulduğunda çöpe döküverirdi. Oysa o, böyle şeyleri en parlak, en lezzetli oldukları anda yerdi. İçi rahat ederdi. Türklerin en sevdiği laflarından biriydi, aklında duracağına karnında dursun. Bu lafı da bir gün hanımı oğluna söylerken duymuştu. Ki zaten Erdal'ın aklında falan tuttuğu yoktu. Ne zaman yemeğe gelse kıtlıktan çıkmış gibi tabağına ne koyulsa silip süpürürdü. Yetmez, giderken de kalanları saklama kaplarına koy, derdi hanımı. Erdal poşeti alıp götürür, bir dahaki gelişinde boş saklama kaplarını getirmeyi asla akıl edemezdi.
Dolmaları yıkamaya başlamadan önce ağzına bir lokum attı. Lacivert gömleğinin eteklerine dökülen pudra şekerini silkelerken, dirseği üst üste dizili dolmalık biberlere çarptı. Dolmalık biberlerden biri yuvarlanıp masanın altına kaçtı. Tam da duvarın dibine kadar yuvarlandı. Sabiha, ne kadar uzandıysa da yetişemedi. Uzatıp almak için oklavayı tüm mutfak dolaplarında aramaya başladı. Derken bir dolabın içinde iç içe duran tencere kapaklarından biri yere yuvarlandı ve tutma yeri çat diye camla birleştiği yerinden ayrılıverdi. Sabiha panikledi. Bir elinde ortası delik duran cam tencere kapağı, bir elinde yerinden çıkan vida, ardiyede tornavida aramaya yollandı. Tornavidayla vidayı azıcık sıkınca kulp elinde dağılıverdi. Ağzından çıkan küfürlerin hangi dilde olduğunu takip etmek zordu. Türkçe başlayan sinkaflı laflar yarısında bir başka dile dönüyordu. Zil de tam o anda çaldı. Elindekileri bir rafa bırakıp, odanın ışığını söndürdü. Söylene söylene kapıya yürüdü. Yavaşça. Yani daha yavaş yürümek dışarıdan gören biri için bir tuhaflık iştigal etmese, daha yavaş yürürdü. O kadar yavaş. Kapının önünde kimseyi göremeyince apartmanın içine doğru, kim ooo, diye seslendi. Otomatın ışığı yandı ve Aliye Hanım, soluk soluğa merdivenlerin başında göründü. Asansör bozulmuş, dedi. Merdivenlerden çıkmak zorunda kaldım. Elindeki alışveriş poşetlerini kızın eline tutuşturdu ve salona geçip, camın önündeki tekli koltuğa kendini attı. Bir bardak su getir bana Sabiha, dedi. Poşetleri de yatak odama bırakıver.
Sabiha mutfağa girdi, camlı dolaptan kesme bir bardak çıkardı, ağzına kadar doldurdu, küçük gümüş tepsiye yerleştirdi. Ve tam çıkacakken dönüp bir lokumu daha ağzına atıverdi. Küçücüktü bu lokumlar. İnsanın ağzının içinde daha çiğnemeden eriyip yok oluyorlardı. Geliyor musun Sabiha, diye seslendi hanımı, öldüm susuzluktan. Bardağı uzatan ele üzerinden çıkardığı ceketi tutuşturup, bunu da dolabıma alıver, dedi. Sabiha koridorda nispeten daha hızlı adımlarla kayboldu.
Aliye Hanım'ın başı tutmuştu. Salonun penceresini açıp, esen hafif melteme karşı oturdu. Daha nisan ayından başladı bu sene yaz sıcakları, dedi. Dünyanın düzeni bozuldu iyice. Şuraya geçen yaz klima taktırmadığım için ne kadar pişman oldum sonradan, en iyisi iyice sıcaklar bastırmadan taktırmalı. Erkek yok ki başımızda uğraşsın şu işlerle. Evin erkeği de benim kadını da, deyip kendi kendine acıdı. Aynı anda üzerine bir yorgunluk çöktü. Sabiha bir kahve yapıver bana yavrum, diye seslendi. Boşluğa doğru. Boşluk cevap vermedi. Üst üste ismini yineledikçe sinirleri de tepesine yükseliyordu. Nihayetinde Sabiha sanki kimse ona bir şey dememiş gibi koridorda göründü. Sana sesleniyorum, duymuyor musun? dedi. Duymuyorum, dedi sakince Sabiha. Bana bir sade kahve yapıver, dedi. Sabiha kafasını sallayıp, mutfakta yok oldu.
Bazı insanlar için birinden bir şey istemek zordu.
Hem de çok zor.
Başkasından isteyeceğine, kendisi altında ezildiği o yükü, ne yapar eder sırtlanırdı. Sorduğu soruya alacağı en ufak bir tereddütlü yanıt onu sorduğuna soracağına pişman ederdi. Yavrum, klima almak istiyorum eve, senin var mı tanıdığın bildiğin biri, demişti laf arasında Erdal'a. Erdal ağzında çiğnediği lokmaları bitirmeyi bile beklemeden, anne benim nerden olsun klimacı tanıdığım, ne alaka, deyip kestirip atmıştı. Aliye Hanım konuyu kapatmakla kendi doğurduğu çocuğa had bildirmek arasında gidip gelmişti. İçinden, dün boktu, bugün koktu, dediğini oğlan hayatta tahmin edemezdi. Sıcak oluyor da gündüz bu salon, dedi, bunalıyorum akşam üzeri, dışarıya taktıkları makinası falan varmış, bilemedim nereye olur. Oğlan gözlerini salonun duvarlarında şöyle bir gezdirip, bakarız, diye cevap verince, Aliye Hanım saç diplerinde bir karıncalanma hissetmişti. Yutkunmuş; bir bardak suyu bir kerede içmiş ve susmuştu.
Birkaç gün sonra Seçil'e telefonda, yavrum, ben bir klima taktırmak istiyorum salona ama nasıl yapsam bilemedim, dediğinde, kızı telefonundan bak anne, sana bir link atacağım, oradan beğen, demişti. Yarım saat sonra telefonuna gelen mesaja tıklamış, açılan sayfaların içinde dolaşmış, türlü çeşitli klimalara bakmış, sonunda siyah renkli bir tanesini çok beğenmişti. Rengi siyah lake yemek dolabıyla çok uyumlu olur, diye düşünmüştü. Sonra nasıl olduysa o sayfalar kapanıvermişti ve bir daha o siyah klimayı bulamamıştı. Seçil'i aradığında, aynı yere bir daha tıkla demişti. Tekrar girip o sayfalarda dolaşmaya başlayınca, Aliye Hanım'ın içine sıkıntılar basmıştı. Sayfaları da bu konuyu da kapatmış ve unutmuştu. Seçil de bir daha sormamıştı.
Aliye Hanım aklına gelenlerden kurtulmak ister gibi yerinden kalkıp mutfağa girince Sabiha'yı elinde telefonla kahve makinasının başında dikilirken buldu. Kahve olmadı mı daha, sürekli elinde şu telefon, yapışık gibisin şu merete, dedi. Sabiha sessizce elindeki telefonun ekranını aşağıya doğru itiyor, cevap vermiyordu. Tezgahın üzerindeki tutma yeri kırılmış cam tencere kapağını, sabahtan beri hala doldurulmamış dolmalık biberleri, yerlere dökülmüş pudra şekerlerini, buzdolabının lekeli kapağını ve Sabiha'nın yüzündeki o hiçbir şeyi umursamaz ifadeyi aynı anda gördü. Bu yaştan sonra evde biriyle hem de hiç tanımadığı biriyle yaşamak zaten zordu. Bu kaçıncı yardımcıydı eve gelen. Hepsi birbirinin aynıydı. Hiçbirini göresi gözü yoktu. Gel gör ki, tek başına da imkanı yok, zinhar yapamazdı. Bu dört odalı koca evi ne temizleyebilirdi ne de her gün yemek yapabilirdi. Hem tansiyonu vardı. Gece yalnız kalmaya korkuyordu. Ölse kalsa kim duyacaktı. Evde tamamen sessizliktense geceleri kızın odasından gelen telefon seslerini duymak ona hayatın bir yerlerde hem de zorluklar içinde devam ettiğini hatırlatıyordu. Şu gencecik kızın memlekette iki tane oğlu vardı. Bazı sabahlar kalktığında yüzü gözü ağlamaktan şiş oluyordu. Aldığı maaşı dolara çevirip eve gönderiyor, hafta sonları izne çıktığında Aksaraydaki ucuzluk mağazalarından kendine parlak renkli bir bluz alıp bir de çay içebilirse eve keyfi yerinde dönüyordu. Zor bir hayattı orası kesin. Bu zorluklar Aliye Hanım'da acımayla birlikte gizli bir neşe bile yaratıyordu. Hayatın zor zamanlarını atlamış birinin hafifliği doluyordu içine.
Kıza yüklenmenin bir faydası yoktu. Alır başını çeker giderse yenisini bulana kadar ne yapacaktı.
O sırada Sabiha, bu cam kapağın tutma yerindeki vida çıktı, sıkınca da tutma yeri kırıldı. İnternetten onun yerine bir tutma yeri bulabilir miyim, diye bakıyorum, dedi. Aynısını nereden bulacaksın orada, dedi Aliye Hanım. Kız, elindeki ekranı çevirince ekranda onlarca küçük vida, metal tutacak ve cam kapak belirdi. Kapakların çapları, vidaların büyüklükleri, her şey yazıyordu. Bu değil mi, diye, küçük fotoğraflardan birine tıkladı kız. Ekranda büyüyen fotoğraftaki kapak tezgahın üzerindekinin aynısıydı. Al onu, parasını ben veriririm dedi Aliye hanım heyecanla. Kahveyi de al gel yanıma, açmışken bakmak istediğim bir şey daha var.
Aliye Hanım, o akşam yemek masasında, üzerine bol yoğurt koyduğu ılık kıymalı dolmasını kaşıklarken halinden çok memnundu. Başındaki ağrı, kahveyi içince geçmişti. Sabriyenin kocasının çalıştığı inşaattan bir arkadaşının klima montajı yaptığı ortaya çıkmıştı. Kocasına söyleyince, usta Aliye Hanım'ı aramıştı. Senin salona 11bin btu gider ablam, al beğendiğini, malzeme gelince servisçi montaja geliyor, onlar gelmezse ben gelirim takmaya. Sabah akşam fark etmez, ne zaman ihtiyacın olursa ara, demişti. Ne de düzgün bir çocuktu. Sabiha'yla birlikte daha önce beğendiği siyah klimayı buldular, kredi kartından da ödedi, bitti gitti.
Serin bir yaz seni bekliyor Aliye, dedi.
Bu kız bu dolmayı da çok güzel yapıyor.
Sabiha yarın Seçiller gelecek, mantı yaparsın onlara, kıymayı çıkarsana buzluktan diye, mutfağa doğru seslendi. Sabiha boşalan kuşlu kaseyi yıkarken, tamam, diye cevap verdi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder