27 Aralık 2018 Perşembe

Anlattıklarım

Belki sana anlattıklarım anlatamadıklarımın gölgeleridir. İçimden bir yumurtadan çıkar gibi kabuğunu kırıp çıkan bu sözcükler, anlamlarını kaybetmiş birer berduştur sokaklarda. Yitirmekten korktukları tüm servetlerini bu kez kesin tutacak deyip yine yanlış atlara basmışlardır. Toprak, tarla, bahçe, büyükbaş, kordonda yalı dairesi, garajdaki araba, hisse senedi tahvili, hanımın altın bilezikleri, çocuğun kreş parası. Ne varsa bir günde toza çevirip havaya üflemişlerdir. İş bilen tarafı yitmiştir vücudun. Geriye bir sözcükler, bir de her işin acemisi ellerim kalmıştır. Sarılsam sarılamam, kemiklerim ufalanır. Bağırsam bağıramam, sesim karıncalanır. Kaçsam, olmaz. Düşsem, dizlerim yaralanır. Arsızca dokunsam saçlarına, parmaklarım dağlanır. Yığılıp kalırım avuçlarındaki çizgilere.

Bir geminin limana yanaştığı andır söylediklerim. Gözlerim seni arar. Kalabalıkta ter kokusu sabahın tazeliğini ortasından ikiye yarar. Biri unun içine bir parça tereyağını katar, avucunun dışıyla yoğurur. Bu bekleyişte denizdeki dalgalar her saniye benden bir tane daha doğurur. Düşünsene, tüm kara sularımızda kafasını kaldırmış, senin yüzünü bulmaya çalışan bir tane daha ben. Yanağının sağ tarafında güneşte hafifçe parlayan o küçük kara ben. Bekleyiş kavuşmanın en hassas tenlisinden. Tırnağının ucuyla dokunsan kırılır bin bir yerinden. Ağzın sulanarak bakarsın fırından yeni çıkan simitlere.

Söylediklerim, sabahlara kadar soğuk yatakta döndüklerimdir. Çarşafın kırıştığı yerler paramparça yerlere saçılır yatakta her döndüğümde. Gece uykusu  nadir bir kuş cinsi buralarda, bilmezsin. Kelaynaklar, sakalar, floryalar, ak kuruklu kartallar. Kim ki sapanıyla belirir, tutup ensesinden savurmalı pencereden aşağıya. Gagasıyla gelip dürter bazı günler gülen baykuşlar. Usul usul kafasını okşarım gözlerimi gözlerine dikip. İçimi tatlı bir sessizlik kaplar. Derken bir siren sesi. Ellerindeki megafonlardan konuşan kalın sesli birilerinin ayak sesleri. Bir okun kulağımın tam dibinden geçerken çaldığı ıslık yapışır kalır yanağıma. Gün doğar, teslim olurum uykunun sınırında nöbet tutan askerlere.

Anlat diyorsun. Ben binbir yerimden kırıldım, diyorum. Konuşsam su alıp batacak gibiyim. Konuşsam bu dünya beni taşıyamayıp yıkılacak. Anlatsam kulakların alev alıp yanacak. Bir sapanla bir kuşa nişan almışım, sesimi çıkardığım an kaçıp kurtulacak. Ağzımda, biri yılları havanda dövüp damağıma yapıştırmış gibi acımtırak bir tat. Söylediklerim sanki kendi çeperlerini yırtıp, dağılacak. Anlat diyorsun. Bazı yara izleri var, suskunlukla kutlanacak. Bazı uzaklıklar var, saplarından tutup ocağa koysan konuştukça altındaki ateş daha harlı yanacak. Konuşsam biri daha söylediğim sözlere kanacak. Bırakalım da düşen düşsün mü uçurumlardan vadilere? Bırakalım da karışan karışsın ırmak sularından denizlere.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder